Teknoloji Sektöründe İnsan Değerinin Sessiz Erozyonu
Son yıllarda günlük dilde fark etmeden benimsediğimiz bazı kelimeler, aslında büyük zihinsel dönüşümlerin habercisi oluyor. Bunlardan biri de “çalışan” yerine “işçi” kelimesinin giderek daha yaygın kullanılması. İlk bakışta masum gibi görünen bu değişim, özellikle teknoloji sektörü başta olmak üzere birçok alanda, insan emeğine bakışın nasıl dönüştüğünü açıkça ortaya koyuyor.
Peki, çalışanlar ne zaman bu kadar kolay gözden çıkarılabilir hale geldi?
Ve daha önemlisi, bu noktaya nasıl gelindi?
Küçük Bir Dil Değişikliği, Büyük Bir Zihniyet Kayması
“İşçi” kelimesine geçiş, günlük konuşmalarda önemsiz bir alışkanlık gibi görülebilir. Ben de zaman zaman bu kelimeyi kullandım; özellikle toplu işten çıkarmalar, yapay zekâ ile iş gücünün ikame edilmesi ve işe alım krizleri gibi konuları anlatırken daha “kısa ve sert” olduğu için.
Ancak bu kelime rahatsız edici.
Çünkü “işçi”, yaratıcı, bireysel ve eşsiz bir insanı; kolayca kesilip atılabilecek bir sayıya indirger. Bu anlayış, geçmişte ideolojik sistemlerin yaptığı şeyin modern bir versiyonu gibi duruyor. Tek farkla: Bu kez fedakârlık, “vatan” için değil, şirket kârlılığı için yapılıyor.
Çalışanlar Bir Gecede Harcanabilir Hale Gelmedi
Bu noktaya gelinmesi ani olmadı. Yıllar içinde normalleştirilen kavramlar adım adım yolu hazırladı:
- Küçülme
- Doğru boyutlandırma
- Esneklik
- Uyarlanabilirlik
- Yeni normal
Bugün toplu işten çıkarmaları açıklamak için kullanılan bu kavramlar, aslında insanı merkezin dışına iten kurumsal bir dönüşümün ürünleri.
Teknoloji Sektörü Neden Bu Hale Geldi?
Yaygın kanının aksine, teknoloji sektöründeki kırılma pandemi sonrası değil, daha erken başladı. 2010’lu yılların ortalarında sektör ciddi bir sermaye bolluğu yaşarken, halka arz (IPO) sınırına takıldı. Bu durum, özel sermaye (private equity) fonlarının teknoloji şirketlerinde daha fazla söz sahibi olmasına yol açtı.
Bunun sonucunda:
- Teknoloji kökenli CEO’ların yerini, sektöre yabancı yöneticiler aldı
- Yaratıcılık, yerini ölçülebilir metriklere bıraktı
- Yazılımcılar, fikirleriyle değil kod satırı sayısıyla değerlendirilmeye başlandı
Teknoloji, bir amaç olmaktan çıkıp metaya dönüştü.
Yapay Zekâ: Sorunun Nedeni mi, Hızlandırıcısı mı?
Yapay zekâ bu dönüşümün sebebi değil, hızlandırıcısı oldu.
Çünkü yapay zekâ:
- Yaratıcılık gerektirmeyen kodları yazabiliyor
- İnsan gibi konuşuyormuş izlenimi verebiliyor
- Süreçleri otomatikleştiriyor
Bu da şu yanılgıyı doğurdu:
“Yaratıcı insana artık gerek yok, süreci yönetecek işçiler yeterli.”
İşe alım süreçleri bile bir onay kutusu listesine dönüştürüldü. ATS sistemleri ve yapay zekâ filtreleri, yetenekli insanları ayıklamak yerine, “uygun işçi” üretmeye başladı.
Sonuç: Kendi Kendini Gerçekleştiren Bir Çöküş
Bugün geldiğimiz noktada teknoloji sektöründe:
- Uzun süreli işsiz kalan profesyoneller
- Çöken altyapılar
- Kötü yönetilen krizler
- Zorunlu ofis dönüşleri (RTO)
- Deneyimsiz ama “uyumlu” iş gücü
birbirini besleyen bir döngü oluşturuyor.
Bu, sınırlı ama “kabul edilebilir” bir büyümenin kendi kendini gerçekleştiren kehaneti.
Sorun Belirtilerde Değil, Temelde
Her kriz sonrası aynı refleksi gösteriyoruz:
- Yeni bahaneler üretiyoruz
- Yeni kavramlar icat ediyoruz
- Ve yine çalışanları işten çıkarıyoruz
Oysa iş dünyasında krizler her zaman vardı: savaşlar, ekonomik durgunluklar, doğal afetler… Teknoloji sektörü ise bu krizleri yaratıcılığı sayesinde aşabildi.
Çünkü çözümü her zaman insanlar üretti.
Yapay Zekâ Çözemez, “İşçi” de
Yapay zekâ, daha önce hiç denenmemiş çözümleri üretemez.
“İşçi” olarak görülen insanlar da bunu yapamaz.
Bunu yapabilenler:
- Deneyimli
- Yaratıcı
- Değer verilen çalışanlardır
Son Söz: En Azından İsimleri Geri Verelim
Belki her şeyi hemen düzeltemeyiz.
Ama yapabileceğimiz en basit ve en anlamlı şey şudur:
👉 İnsanları yeniden “çalışan” olarak adlandırmak.
Çünkü kelimeler, nasıl düşündüğümüzü;
nasıl düşündüğümüz de, nasıl yönettiğimizi belirler.


